BİZ BİR FİLM ÇEKTİK-1

2012-12-08 00:20:00
BİZ BİR FİLM ÇEKTİK-1 |  görsel 1

                              Tek istediğim, 2006 yılında bir okurumun bana sürpriz hazırlayarak yaptığı kitap tanıtım filmini biraz daha profesyonelleştirerek, oyuncularla birkaç kare resim ve yazı ile anlatarak hazırlanacak bir sunumdan ibaretken, yazıştığım-konuştuğum birkaç insanın yorumu ve desteği ile (en çok da hocam, yönetmenimiz Ferhan Başkurt Beyin gayretiyle) değişik bir film çektik.  Ben ne zaman  “Yok. Olmaz. Ben yapamam. Nasıl olur?” dediysem, hocam “yapanların senden fazlası yok. Onlar da 3 elli, 2 ağızlı, 3 beyinli filan değil ya!” diyerek, beni yapamayacağımı sandığım her adıma yöneltti.

Zor oldu. Ama oldu. Bitti çok şükür. Öyle-böyle, derken Türkiye’de kimsenin yapmadığını düşündüğüm (araştırmalarda böylesine daha önce rastlamadığım) türde bir çekim yaptık. Fotoğraf kareleri çoğaldı. Binlerce resim çekip, seçerek, fotoromanlaştırdık. Alt yazılı, konuşma balonlu fotoromana , ses efekti ve müzikle can katmak istedik. Montajla da canlanacaktı. Şİmdi karşımızda kocaman bir “Bez Bebek” var. Kanlı, canlı. Hayatı olan. Öyküsü kitaplaşmış bir film. İlk kez karşımda yazdıklarımı canlanmış olarak görmenin keyif ve mutluluğunu anlatacak kelime bulamıyorum. Bambaşka bir gurur ve haz bu.

Tabi ki bu işi tek başıma yapmadım. Yazdım ama oynayanlar, bebeğime yüz olan oyuncular oldu. Bez Bebek’im Aytül, Özlem Kaya ile görünüm buldu. Yüzüne kavuştu. Başı yana eğik duran, kolları sarkan bebek Özlem oldu. İlk deneyimi olmasına rağmen, oyunculuk yolunda iddialı olduğunu göstermek için elinden geleni yapan Özlem’in çekimlerde yaşadığı zorluklara rağmen, acemiliğimize karışan yetersizliklere inat, iyi bir Bez bebek olabildiğini düşünüyorum. Bu şartlarda ve yetersizliklerde bundan iyisi olamazdı. İzmir’den gelen başrol oyuncumun çabasını takdir edebiliyorum. Bir de ona ağabey bulduk Nusret Tosun adında.. O da çekimlerde kardeşini kucaklamak zorunda kalırken sakatlık yaşayıp, kolunu incitse de sesini çıkarmadan yeteneklerine yetenek katan oyunculuğunu göstermekte nazlanmadı. Zaten birçok alanda hüneri olan ağabey Cihan’ımız, yani Nusret Tosun’umuz bize çekimlerden sonra grafik anlamında da çok destek oldu. Finalde onun emeği çok büyük. Birçok yetersizliğimizi ve aksaklığı onun hünerli ellerinden çıkan düzenlemeler yok etti. Bu arada bir nikah sahnesini de yaşattık arkadaşlarımıza. Bir gün gerçeklerini yaşayarak çok mutlu olmalarını dilerim.

Babamız Ferhan bey oldu. Benim hocam, yönetmenimiz, ustamız, sinema ve dublaj ses sanatçısı Ferhan Başkurt. Ben ağlasam da, zorlansam da, “yapamayacağım” desem de o hep babacan sevgisiyle omzuma elini koyarak “Hadi bak bunu böyle böyle yapacağız şimdi. Olsun. Sen olmayanlara inat, karşı gelenlere inat, bunları yapacaksın.” dedi.  İyi ki de demiş. Çekimlerden sonra görüntü seçerken yanımda olan, olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmamı sağlayan hocamdan edindiğim çok bilgi oldu.

Arada bizi yolda bırakanlar oldu. “Varım” deyip koşarak geldikleri çekimlerde gülüp, eğlendikten sonra “gönüllükle olmuyor. Para lazım.” deyip, sonradan beni yok sayan emekçileri burada yazmak istemiyorum. Yine de anne rolündeki oyuncu “görüntülerimi ne yaparsan yap” diyerek çekip, gittiği için en azından onun olduğu sahnelerde zorlanmadık. Ama beni tanımıyormuş tavırlarına giren birini tanımak ya da adından bahsetmek istemediğim için sadece teşekkür ederek geçmek istiyorum. Sonuçta o bayan oyuncunun tanıştırdığı ve iyi bir gazeteci olduğu söylenen kişi de yazdığı ilk haberinde “konusunu bile bilmediği, satın almadığı kitabın proje sahibi olduğunu iddia etti.” Bunu nasıl kabul edebilirdim? Hemen 5.5 yıldır yazarları olduğum Haberdar Gazetesine kendi haberimi geçtim. Köşe yazımı yazdım. Kitabımdan o güne kadar haberi bile olmayan birinin “benim projemi uygulamaya koydular. Filmi çekiliyor.” diyerek ben ve Ferhan beyin düşüncesiyle ortaya çıkan çalışmayı sahiplenmesi beni günlerce uykumdan etti. Biliyorum ki, bundan sonrasında da projemizi çalanlar, taklit edenler, benzerlerini yapanlar olacak. Bunu engellemek için bir şey yapamam. Tek elimden gelen, yaptıklarımızı yazarak, internette paylaşmak, diye düşündüm ve bir blog açtım. Oradan her yaptığımızı yazacağım inşallah.

Başka da oyuncu arkadaşlarım oldu çekimler sırasında. Tuğba Şimal Yaman, Ayça’yı canlandırdı. Tülay Gözümoğulları Sevil oldu. Derya Kızılaslan ilk gün çekimlere geldi.  Gelin oldu ağabeye. Begüm’e yüz kazandırdı ve sonra kayboldu. Şimdi ne yapıyor bilmiyorum. Aramızda diyaloğu kuran sanat yönetmenimiz beni uzun metraj filmin taslak senaryosunu yazan yazar arkadaşım Arkın Gelişin’e emanet etti. “Arkın iyi bir arkadaş. Onunla yola devam et. Birlikte çalışın” dedi ve İzmir’den İstanbul’a gidip gelme maliyeti nedeniyle projeden çekildi.  Onun yerini meslektaşım, yazar Arkın Gelişin aldı. O da sağ olsun, üzerine düşen her konuda yardıma koştu-koşuyor. Hem Kadri rolünü üstlenerek, senaryosunu yazarken benimsediği role can kattı, hem de montaj konusunda arkadaşından gönüllü destek alarak yardımcı olmaya çalışıyor.

Yazılar yazdığım Haberdar Gazetesi’ne de teşekkürler. Her yaptığıma destek verip, haberlerimi ve yazılarımı yayınlıyorlar.

Müzisyen arkadaşım… Soyaddaşım, piyanist Hakan Ali Toker, bizim için gönüllü olarak beste yapacağını söyledi. Tesadüfler sonucu tanıştığım ama akrabalığımız olmayan Hakan’a da ayrıca teşekkür borçluyum.

Henüz kendileriyle çalışmamış olsak da bize gönüllü olarak kapılarını açacak olan stüdyoya da şimdiden teşekkürler.

Çekim mekanları… Onlar da son güne kadar öyle büyük sorundu ki… Çekim başlayacak ve ben mekan bulamadım diye uykusuz kalırken kuzenimin eşi, Ayfer ablam, evlerinin kapılarını açarak ev mekanını bulmamı sağladı. Oyuncuların çoğunu taksi paralarını ödeyerek eve ulaşmalarını sağladım. Mekandan dağılmaları sorun oldu. Ceplerine hiç para almadan dışarı çıkan ama çoook meşhur sanatçı olduğunu söyleyen, parasız oyuncular dönüşte neden evlerine bırakılmadıklarının hesabını sordular bana.  Sanırım benim sponsor ya da yapımcı olmadığımı anlamayacak kadar acemi bir figürandı bunu diyen! Öyle ya! Daha benim bu projede hiçbir kazancı olmayacak bir yazar olduğumu anlayamayacak kadar meşhur olduğunu iddia eden bir figürandan başka böyle bir şeyi sorun eden kim olabilirdi ki?

Bu arada.. belirtmeden geçmiş olmayayım. Ben yayıncısı olmayan bir yazarım. Satışta olan ne Bez Bebek kitabım var, ne de başka isimde bir kitabım. Bu işin bana hiçbir getirisi yok. Cebime para girmeyecek. Sadece böyle bir işe kalkışmışken emek verenlerin hatırına filmi tamamlıyorum.

Hastane de bulamadık. Ama sağ olsun bir aile dostumuz “sabah erken saatte olmak şartıyla kabul” diyerek Beşiktaş Ota Sağlık Merkezindeki odasının kapılarını çekimimiz için açtı. Göz doktoru Kemal Çetinbahadır’a ve sağlık merkezi çalışanlarına da yardımlarından dolayı sonsuz teşekkürler.

Vee.. ve.. İnternetten tanışıp dost olduğum manken Yusuf Azuz… Sen ne kadar iyi bir insansın. Gönüllü oyunculuğunla can kattığın doktor Çetin karakterine ruh verdiğin için sana da teşekkürler.

Sayende arkadaşın Engin Koç bey de kardeşin olan Cengiz karakterini üstlendi de sizin gibi altın kalpli, gönüllü dostlar sayesinde trafik kazalarına ve sonuçlarına olduğu kadar engellilerin yaşamlarına da dikkat çeken bir konuda fotoroman-film çekebildik.

Çektik. Ama nasıl çektik? Canım Aysun’cuğum  (Aysun Bilgin) ve dostum Hilmi Alıcı sayesinde, hocamın da yönlendirmesiyle Hilmi’den sonra makinemi teslim alıp, ben de çekim yaparak filmi görüntüledik. Oyuncuların en kritik anlarını yakalayıp, en güzel kareyi çekeyim diye Aysun’un neler çektiğini de ben bilirim! Yollara mı oturmadı? Yatakların tepesine mi çıkmadı? Yağmur altında ıslanarak mı resimler çekmedik? Emektar arkadaşıma da teşekkürler.

Sıra geldi montaj ve müziğe. Son kurgu işlerinden sonra görüntüleri Arkın ve arkadaşının ellerine teslim edeceğim. Bütün işler bitince yine yazacağım. Şimdilik bu kadar.  Filmin sonuna geldiğimizde tekrar görüşmek dileğiyle…

Sevgiler ve sağlık dolu yarınlar tüm güzel kalpli dostlarımın olsun.

 

146
0
0
Yorum Yaz